Kalp Hastalıklarında Aspirinin Etkisi

04 Mayıs 2012, 13:45

Yeni bir araştırma Asprin’in kalp hastalarının tedavisinde pahalı ilaçlar kadar etkili olduğunu gösterdi. 2 binden fazla hasta üzerine yapılan ve New England Journal of Medicine’de yayınlanan araştırmaya göre Aspirin kalp hastalarına sık sık verilen Warfarin kadar etkili.

Kalp Hastalıklarında Aspirinin Etkisi

Araştırma iki ilacın da kendilerine göre zararları olduğunu ancak etkilerinin neredeye aynı olduğunu ortaya koyuyor. Ancak İngiliz kardiyologlar Warfarin’in yan etkilerinin daha az olduğu görüşünde.

ASPİRİN VE WARFARİN

Kalp hastaları kalp krizi riskini azaltmak için ilaç kullanıyor. Aspirin ve Warfarin gibi ilaçlar kanı sulandırarak bir kan pıhtısının kalp krizine neden olma riskini azaltıyor. Araştırmacılar, hastaların yüzde 75′i için Aspirin’in mi yoksa Warfarin’in mi daha etkili olduğuna karar vermenin mümkün olmadığını söylüyor. Araştırma sonuçlarına göre iki ilacın yan etkileri birbirine oldukça yakın.

Warfarin alan hastaların felç geçirme riski daha az ancak Warfarin durdurulamayan kanamalara neden olabiliyor. Ancak bu yan etkiler oldukça nadir görülüyor.

Uzmanlar Aspirin’den çok daha pahalı olan Warfarin’in kullanılması için geçerli bir sebep olmadığı görüşünde. Araştırma ekibinin başındaki Colombia Üniversitesi’nden Dr Shunichi Homma ”Risk ve faydalar birbirine bu kadar yakınken hasta ve doktorlar hangi ilacı kullanmak istediklerine kendileri karar verebilirler. Ancak Aspirin’in çok daha ucuz olduğu düşünülürse bence tercih Asprin’den yana olmalı” diyor.

RİSKLERİN DENGELENMESİ

Ancak British Society for Heart Failure’den Dr. Andrew Clark “Bu araştırma Warfarin’in felç riskini azaltırken kanama riskini artırdığını gösteriyor. İki ilaç arasında karar verilirken bu iki yan etkiden hangisinin hasta için daha tehlikeli olduğu göz önünde bulundurulmalı. Her hasta için ayrı bir karar verilmeli” ifadesini kullanıyor.

Clark, ”Araştırmadan önce genelde hastalarıma Warfarin yazıyordum, ancak artık iki kez düşünüyorum” diyor.

The British Heart Foundation iki ilacın da artı ve eksileri olduğunu ancak bir ilacın ötekinden daha iyi olduğunu söylemenin mümkün olmadığını belirtiyor.

Kardiyoloji hemşiresi Ellen Mason ”Bu araştırma hastalara ilaçlarını seçme konusunda büyük özgürlük verdi” diyor.




Çok Çalışanlarda Görülen Hastalıklar ve Tedavi Yöntemleri

04 Mayıs 2012, 13:33

Boyun ağrısı, boyun hareketlerinde kısıtlılık ve kaslarda gerginlik gibi şikayetler veren boyun kireçlenmesi yoğun çalışanlarda daha sık görülüyor.

Çok Çalışanlarda Görülen Hastalıklar

Boyun kireçlenmesi, boyun omurlarının ve aralarında bulunan disk yapılarının yıpranması sonucu oluşan bir hastalık. Meydana gelen değişiklikler, omuriliğin geçtiği kanalı veya omurlar arasından çıkan sinirlerin geçtiği kanalları daraltarak sinirlerde bası oluşturuyor. Bu basıya bağlı olarak boyunda ve kollarda ağrı ve uyuşma ortaya çıkıyor. 40-50 yaş arasında şikayetler gelişmekle birlikte yaş ilerledikçe görülme sıklığı da artıyor.

Boyun kireçlenmesinde en sık görülen şikayetin boyun ağrısı ve boyun hareketlerinde kısıtlılık olduğunu söyleyen Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Dr. Elçin Aykutoğlu, ağrı şikayetinin sıklıkla boyun hareketleriyle artan, dinlenince azalan nitelikte geliştiğini belirterek şunları söyledi:

“Boyun kireçlenmesinde sinir basısına bağlı olarak kol ağrısı, uyuşma, kas güçsüzlüğü ve duyu kusurları da ortaya çıkabiliyor. Ağrı süresi uzadıkça uyku bozukluğu, depresyon şikayetleriyle karakterize kronik ağrı sendromu denilen tablo gelişiyor. Boyun içinden geçen damarların baskısına bağlı boyun hareketleriyle artan baş dönmesi şikayeti görülebiliyor. Daha çok ileri yaşta, fiziksel olarak ağır işlerde veya uzun süre aynı pozisyonda kalarak çalışanlarda, duruş bozukluğu ve ciddi omurga eğrilikleri (skolyoz) olan hastalarda boyun kireçlenmesi riski bulunuyor. Hastalığın tanısı genellikle muayeneyle konuyor. Ayrıca, bu bulgularını desteklemek için, boyun filmi, MR, BT ve sinir ileti çalışmaları da yapılıyor.”

İLK ADIM, AĞRIYI KONTROL ALTINA ALMAK

Boyun kireçlenmesinde öncelikle ilaç tedavisiyle fizik tedavi ve rehabilitasyon programları öneriliyor. Fizik tedavi ve rehabilitasyon programında sıcak soğuk tedavileri, derin dokuları ısıtıcı tedaviler ve elektrik tedavisi, kas spazmı ve kola yayılan ağrının azaltılması sağlıyor. Ağrı kontrole alındıktan sonra boynun hareket açıklığını sağlamaya, kaslarını kuvvetlendirmeye ve duruşu düzeltmeye yönelik egzersiz programlarına başlanıyor. Bu yöntemlerle ağrısı azalmayan hastalarda girişimsel yöntemler uygulanıyor. Kas içi enjeksiyonlar, eklem ve sinir köküne yönelik enjeksiyonlar girişimsel yöntemler olarak uygulanabiliyor. Uygulanan tedavilere yanıt alınamıyorsa ve ciddi sinir kökü ve omurilik basısı varsa hastaya cerrahi tedavi öneriliyor.

BOYUN AĞRISINDAN KORUNMAK İÇİN BUNLARA DİKKAT

• Bilgisayarla çalışırken boynun doğal pozisyonunu bozmayacak şekilde ayarlamalar yapın. Bilgisayar kullanırken baş ve boyun dik ve gövdeyle aynı hizada olmalı. Sırtı destekleyen bir sandalye kullanılmalı. Bilgisayarın durduğu masa ile oturulan iskemlenin yüksekliği orantılı olmalı. Bilgisayar göz hizasına göre ne çok aşağıda ne çok yukarıda olmalı. Monitörün üst hizası göz seviyesinde veya biraz aşağısında olmalı. Monitör ile göz arasında 50-65 cm mesafe olmalı ve monitör tam karşıda yer almalı.

• Uzun süre aynı pozisyonda kalmamaya özen gösterin. 30-40 dakikada bir pozisyon değiştirin, saat başı 5-10 dakika mola verin.

• Sık telefon görüşmesi yapıyorsanız, kulaklık biçimindeki telefon ahizelerini tercih edin.

• Uzun süre taşıt kullanmaktan kaçının.

• Çok yüksek veya alçak yastık kullanmamaya dikkat edin. Yastığın, boyun boşluğunu desteklemesine dikkat edin.

• Boyun egzersizlerini her gün yapmaya özen gösterin.



Elma mısınız? Armut mu?

30 Nisan 2012, 09:43

Vücut tipiniz risk altında olduğunuz hastalıkların habercisi! Peki sizin vücut tipiniz hangisi?

Vücut şeklinize göre kalçalar daha belirgin ve üst bedeniniz daha zayıfsa “armut”; bacaklarınız gövdenize oranla daha ince kalıyorsa “elma tipi” olarak tanımlanan vücut şekline sahipsiniz demektir. Vücudunuzda yağlanmanın hangi bölgelere toplandığı, sağlığınız ve dış görünümünüz için çok önemlidir. Vücut tipinize göre beslenip, doğru egzersizleri yaparak ideal kilonuza kavuşabilirsiniz. Memorial Şişli Hastanesi Beslenme ve Diyet Bölümü’nden Dyt. Yeşim Çelik, vücut şekillerine göre beslenme düzeni hakkında bilgi verdi.

Elma Armut

Elma mısınız Armut mu?

Elma tipleri kalp hastalığına daha yatkın

Şişmanlık, yağ dokusunun artışına bağlı olarak vücut ağırlığının artması olarak tanımlanır. Şişmanlık ve şişmanlık derecesini sınıflandırmak için çeşitli yöntemler geliştirilmiştir. En çok kullanılanlar; beden kitle indeksi (BKİ) ve vücut yağının dağılmasına göre şişmanlığın belirlenmesidir. Vücut yağının yoğunlaştığı bölgeye göre vücut tipini 2 gruba ayırabiliriz. Yağ dokusunun bedenin üst bölümlerinde toplanmasına “android” veya “elma tipi şişmanlık” denir. Yağlar göbek çevresinde toplanmıştır. Bu vücut şekli genellikle erkeklerde bayanlara oranla daha sık görülür. Bedenin üst kısmı şişman olanlarda; koroner kalp hastalıkları, insüline bağımlı olmayan tip II diyabet (şeker hastalığı) ve hipertansiyon daha sık görüldüğü için, özellikle elma (android) tipi şişman olanların kesinlikle zayıflaması gerekmektedir.

Yapılan son çalışmalar, özellikle öğle ve akşam yemeklerinde 1 kase yoğurt veya 1 bardak ayran tüketenlerde karın bölgesindeki yağların azalma oranının tüketmeyenlere oranla daha fazla olduğunu göstermektedir. Bu nedenle ana öğünlerle beraber süt ve ürünlerini tüketmeye özen göstermek önemlidir.

Armut tipliler avantajlı

Armut şekli vücuda sahip olanların kronik hastalıklara yakalanma riski daha düşük. Yağ dokusunun vücudun alt bölümlerinde (kalça ve uyluklarda) toplanmasına “jinoid” veya “armut tipi şişmanlık” denir. Vücudun şekli armudu hatırlatır. Bayanlarda erkeklere oranla daha sık görülen bu tip yağlanmaya özellikle menapoz sonrası kadınlarda daha sıklıkla rastlanır. Estetik olarak hiç kimsenin memnun olmadığı bu durum aslında sağlık yönünden avantajdır. Çünkü yağ hücrelerinin kalça ve üst bacakta birikmesi göbekte birikmesinden daha iyidir. Bu yüzden elma tipi yağlanmaya oranla kronik hastalıklara yakalanma riski daha düşüktür. Unutulmaması gereken şudur ki; vücut dokusunda oluşacak her türlü yağ dağılımındaki artışın hipertansiyon başta olmak üzere yukarda belirtilen pek çok hastalığın tetikleyicisi olacağıdır.

Elma armuta armut da elmaya dönüşmez

Vücut tipi değişmemektedir. Yağ hücrelerinin yerini değiştirmek mümkün olmayacağı için böyle bir durumdan söz etmek doğru değildir. Ancak egzersize ek olarak yeterli ve dengeli beslenmeyle elma ve armudu daha küçük elma ve armuta dönüştürmek mümkündür. Bunun bilincinde olarak, bölgesel zayıflama tuzaklarına dikkat edilmelidir. Zayıflama diyetlerinde vücuttaki fazlalıklar nerdeyse en fazla yağ yakımı da o bölgeden olacaktır. Bu nedenle sadece basenleri küçülten diyet veya sadece göbeği eriten egzersizden bahsetmek doğru olmaz. Kalori kısıtlaması, depo yağların yakılmasını sağlar. Egzersiz ise kas kuvvetini artırarak kasın yağ yakma kapasitesini artırır ve enerji harcamasıyla kalori yakımına yardımcı olur.

Vücut yağlanmasını artıracak 5 faktöre dikkat!

Düzensiz ve dengesiz beslenme: Uzun süre aç kalmak, öğün atlamak, bir öğünde tüketilmesi gerekenin çok altında besin tüketmek, tek tip beslenme vücutta dengesiz yağlanmaya (Özellikle basen ve karın bölgesinde) neden olmaktadır. 3 ana öğün başta olmak üzere, ara öğün yapmaya dikkat edilmeli ve her besin grubundan bir arada tüketmeye özen gösterilmelidir.

Fazla yağ tüketimi: Vücuda alınan enerjinin fazlası vücutta yağ olarak depolanacağı için tüketilen besinlerin yağ miktarına da dikkat edilmesi gerekir. Yağlı yiyeceklerin enerjisinin yüksek olduğu unutulmamalıdır.

Alkol tüketimi: Sık aralıklar ve fazla miktarda tüketilen alkol, özellikle karın bölgesindeki yağlanmayı artıracaktır. Yanında tüketilen aperatif besinlerle beraber alınan kalori miktarı daha da artacağı için vücut yağlanması daha da fazla olacaktır.

Hareketsizlik: Sağlıklı ve zinde bir yaşam için hareket, olmazsa olmazların başında gelir. Tempolu yürüyüş, jimnastik, kondisyon bisikleti, koşu, yüzme, tenis gibi aktiviteler çok önemlidir. Eğer bunları yapacak zamanınız yoksa, işyeri çok uzak değilse ve zaman elveriyorsa; işe yürüyerek gidip gelmek veya en azından yolun bir kısmını yürümek, kısa mesafelerde ulaşım vasıtalarını kullanmayıp yürümeyi tercih etmek, günlük alışverişleri yapmak böylece yürüme fırsatı yaratmak gerekir. İşe gidiş gelişlerde zaman açısından problem varsa öğle tatilini değerlendirip yürümek de doğru bir alternatiftir. Mecbur kalmadıkça asansör kullanılmamalıdır.

Yetersiz su tüketimi: Araba için benzin ne anlama geliyorsa vücut içinde su aynı anlama gelir. Her yemekten önce içilecek 1 bardak su, kilo vermeye de yardımcı olacaktır. Su tüketme miktarının yeterli olup olmadığı, idrar rengine bakılarak anlaşılabilir. Koyu renk, az su içildiğini gösterir. Masanızda, çantanızda, arabanızda her zaman su bulundurmaya özen göstermek yeterli miktarda su tüketmenizi sağlayacaktır.



Cinsel İlişki Sırasında Kasıkta Ağrı

27 Nisan 2012, 18:03

Karın iç organların bir kısmının doğumsal veya sonradan oluşan zayıf noktalardan karın dışına çıkmasına fıtık deniliyor. Karın duvarı fıtıkları, yüzde 80 gibi rakamla en sık kasıkta ortaya çıkıyor. Her 100 kişiden 1-2’sinde görülen kasık bölgesindeki fıtık tedavi edilmezse zamanla büyüyebiliyor. Bunun sonucunda ağrı oluşturarak hayat standartlarını ciddi boyutlarda düşürebiliyor. Genel Cerrahi Uzmanı Dr. Hakan Gök, fıtığın aynı zamanda cinsel hayatı da olumsuz yönde etkilediğine dikkat çekiyor.

cinsel ilişki sırasında kasıkta ağrı

cinsel ilişki sırasında kasıkta ağrı

AŞIRI KİLO VE SİGARA RİSKİ ARTIRIYOR
Fıtık her kişide görülebiliyor. Ancak; aşırı kilolularda, ileri yaştakilerde, bağ dokusu hastalığı olanlarda, sigara içenlerde ve diyaliz hastalarında risk artıyor. Kesi fıtıkları ise ameliyat yaralarının çeşitli etkenlerden ötürü tam iyileşmemesi nedeniyle zayıflamasına bağlı oluşuyor. Fıtık genellikle kolay teşhis ediliyor. Karın ön duvarı ya da kasıkta derinin altında bir şişlik ve dolgunluk fıtığın tipik belirtilerini oluşturuyor.

CİNSEL İLİŞKİDE AĞRI NEDENİ
Fıtık tedavi edilmezse büyüyor ve yaşam kalitesini olumsuz yönde etkiliyor. Örneğin ağır şeyler kaldırmak, öksürmek, ıkınmak, uzun süre oturmak ya da ayakta kalmak fıtık bölgesinde ağrıya neden oluyor. Fıtık aynı zamanda cinsel fonksiyonları da olumsuz etkiliyor. Örneğin her iki cinsiyette de cinsel ilişki sırasında ağrıya yol açabiliyor. Ayrıca oluşan şişlik kişileri estetik yönden rahatsız ederek özgüven eksikliği oluşturabiliyor. Bu faktörlerin etkisiyle de zamanla cinsel isteksizlik sorunu başlayabiliyor.

HAYATI TEHDİT EDEBİLİYOR
Genel Cerrahi Uzmanı Dr. Hakan Gök tanı konduğunda fıtığın en yakın zamanda ameliyatla onarılması gerektiğini belirterek nedenlerini şöyle sıralıyor: “Çünkü geç kalındığında zayıf olan alan genişlediği için onarımı daha zor olduğu gibi fıtığın tekrarlama riski de artıyor. Ayrıca fıtığın içine giren bağırsağın boğulmasıyla, şiddetli ağrının yanı sıra delinme sonucu oluşan enfeksiyon gibi hayatı tehdit edebilecek komplikasyonlar oluşabiliyor. Bunun aksine erken tanı ve tedaviyle hasta kısa sürede normal hayatına dönebiliyor.”

LAPAROSKOPİK YÖNTEM KONFOR SAĞLIYOR
Fıtığın tek tedavisi var, o da cerrahi yöntem. Laparoskopik yöntemle uygulanan operasyonda karın bölgesi, içine özel bir iğne yardımıyla vücut için zararsız bir gaz olan karbondioksit verilerek şişiriliyor. Ardından karın duvarının uygun bir yerine 1 santim gibi küçük bir kesiden endoskop denilen ince bir teleskop benzeri alet sokularak karın içi görüntüleniyor. Endoskop bağlı olduğu kamera yardımıyla görüntüyü bir televizyon ekranına aktarıyor. Fıtık kesesi içine giren organlar yerlerine yerleştirildikten sonra sentetik bir yama zayıf olan yere tespit edilerek onarım tamamlanıyor. Genel Cerrahi Uzmanı Dr. Hakan Gök operasyonun fıtığın yerine ve büyüklüğüne göre 15 dakika ile 60 dakika arasında tamamlandığını belirterek, hastaların bir gün sonra taburcu olabildiklerini ve 3-5 günde de rutin işlerine dönebildiklerini söylüyor.



Çocuğum ’R’leri söyleyemiyor diyenlere!

27 Nisan 2012, 17:55

‘Arı’ yerine ‘ayı’ diyorsa…

‘R’leri söyleyemeyen çocuğun konuşması anne-babaların kulağına sevimli gelse de uzmanlara göre, alışkanlığa ve konuşma bozukluğuna dönüşmemesi için duruma müdahale edilmeli.

Her ses, o sesi üretebilmek için gereken dil, dudak, damak ve çene koordinasyonu geliştikçe repertuara katılıyor. Konuşma bozukluklarında önemli yer tutan ‘r’ sesinin genel olarak 6 yaş civarında doğru kullanılması bekleniyor.

çocuğum r'leri söyleyemiyor

çocuğum r'leri söyleyemiyor

6 yaşını geçmiş bir çocuk hala ‘r’ sesini doğru üretemiyorsa konuşma terapisi ile müdahale etmek gerekiyor. Zira uzmanlar, yanlış dil alışkanlığı devam ettikçe, bu alışkanlığı kırmanın da daha zor olacağı görüşünde. Terapiye başlamak için 6 yaşı beklemek gerektiğini belirten Dil ve Konuşma Bozuklukları Uzmanı Seda Atilla Şahin, “Ancak, çocuk bu durumun farkında ve bu harfi söyleyemediği için rahatsız oluyorsa, o zaman terapiye biraz daha erken başlanabilir” diyor.

Şahin, anne ve babaların kulağına sevimli gelebilecek bu durumun çocuğun akranları arasında alay konusu olabileceğini belirterek, seslerin doğru kullanılması ile ilgili sık sorulan soruları şöyle yanıtlıyor:

“6 yaşını geçmiş çocuklarda kendiliğinden geçmesini beklemek yerine terapiye başlayıp kısa sürede sesi doğru çıkarmayı öğretmek uzun vadede birçok olası problemin yaşanmamasını sağlar. Okuma yazma öğrenildiği zaman, ‘r’ yerine başka bir ses üreten çocuk, okurken ve yazarken de bu iki sesi karıştırabilir. Bu akademik performansı da etkileyebilecek bir problem olabilir.

NASIL TEDAVİ EDİLİR?
Bu konuda danışılması gereken kişi, dil ve konuşma bozuklukları uzmanıdır. ‘R’ sesini üretebilmek için doğru dil hareketini yapabilmek gerekir. Konuşma terapisi ile ‘r’ derken yapılması gereken doğru dil hareketi öğretilir. Eğer çocuk ‘r’ yerine başka bir ses çıkarıyorsa örneğin; ‘y’ gibi, bu seslerin farkını anlatmak da önemlidir. /R/ sesini doğru söylemeyi öğrendikten sonra bile çocuk konuşmasında eski hataları yapmaya devam edebilir. Doğru dil hareketini yapabilmek kadar, bu hareketi kelimeler ve cümleler içinde tekrarlayıp egzersiz yapmak da önemlidir.

AİLE ÇOCUĞA NASIL YARDIMCI OLABİLİR?
Ailelerin uzmanla işbirliği içinde olması çok önemlidir. Uzman, aileye de sesin nasıl üretildiğini ve evde bunu çocuklarına nasıl çalıştırabileceklerini öğretir. Terapide çalışılan egzersizler eve ödev verilir. Aileye bu egzersizleri nasıl yaptıracakları anlatılır. Evde terapide yapılanların pekiştirilmesi çocuğun doğru sesi daha çabuk genellemesini ve terapinin daha kısa sürmesini sağlar.

ÇOCUKLAR HANGİ NEDENLERLE R’LERİ SÖYLEYEMEZ?
Dil bağının kısa olmasının ‘r’leri söyleyememenin nedeni olduğu düşünülse de, aslında dil bağı nedeniyle bu sesin yanlış söylenmesine nadir rastlanır. En sık rastlanılan neden yanlış dil alışkanlığıdır. Sesleri doğru üretememeye artikülâsyon ve fonolojik bozukluk denir. Bu durum konuşma terapisi ile düzeltilir.

EN ÇOK SIKINTI ÇEKİLEN HARF NEDEN ‘R’?
Örneğin ‘b’ veya ‘m’ gibi sesler dudak sesleri olduklarından rahatlıkla görülür ve çocuğa görsel olarak anlatılabilir. Ancak ‘r’ sesi ağzımızın arkasında üretilen bir ses olduğu için gerekli dil pozisyonu rahatlıkla görülemez. Çocuğa doğru dil pozisyonunu anlatmak ve yapabilmesini sağlamak biraz zaman alabilir. Ayrıca, ‘r’ sesi önce ve sonrasındaki seslerden etkilenerek pozisyonu değiştiren bir sestir. Yani, etrafındaki seslere göre değişir. Bu nedenle de diğer seslere göre biraz daha zorlanılan bir sestir.

TERAPİ YETİŞKİNLER DE İŞE YARAR MI?
Sesi doğru üretmeyi öğrenmek her yaş için mümkündür. Yaygın inanışın aksine, ergenler veya yetişkinler de konuşma terapisi ile ‘r’leri doğru üretebilir. Yanlış dil alışkanlığı yerleşmiş olduğu için daha fazla efor gerektirse de sesi doğru üretmeyi öğrenmek mümkündür.

‘KAPI’ YERİNE ‘TAPI’
Çocuklar birçok sesi doğru üretmekte zorlanabilirler. En sık rastlanılan hatalar ‘k’ yerine ‘t’ (kapı yerine tapı gibi), ‘g’ yerine ‘d’ (gel yerine del gibi), ‘ş’ yerine ‘s’ (kuş yerine kus gibi) ve konuşma peltekliğine sebep olan ‘s’ ve ‘z’ seslerini yanlış üretmektir. Bunlar ve diğer ses üretim bozuklukları konuşma terapisi ile tedavi edilir.



Kronik Migren Tedavisinde Botoks!

27 Nisan 2012, 17:52

Amerika’da yapılan araştırmaya göre botoks, kronik migrende etkili bir tedavi yöntemi. Botoks’un sadece kronik migren hastalarında kullanılan bir tedavi yöntemi olduğu belirtiliyor.

Kronik Migren Botok Tedavisi

Kronik Migren Botok Tedavisi

Migrende baş ağrısı ayda 15 günden az olursa tekrarlayıcı migren, 15 günden fazla olursa kronik migren olarak nitelendiriliyor. Özellikle kronik migren tedavisinde bazı sorunlar yaşandığını belirten Başağrısı ve Ağrı Çalışmaları Derneği Başkanı Prof. Dr. Mehmet Zarifoğlu, kronik migrende tedavi yöntemlerinden birinin de botoks uygulaması olduğunu söyledi.

Dün Amerikan tıp dergisi JAMA’da sonuçları yayımlanan meta analizi de botoks tedavisinin, tüm migren hastalarında değil, sadece çok sık kriz geçiren hastalarda etkili olduğunu ortaya koydu.

Wisconsin Tıp Fakültesi’nde yapılan araştırmanın başkanı Jeffrey Jackson, botoks tedavisinin ancak kronik, yani ayda 15 günden fazla migren atağı geçirenlerde işe yaradığını belirtti.

KRONİK OLMAYAN MİGRENDE BOTOKSA GEREK YOK
Botoksun kronik migrende etkili olduğunun 2011′de sonuçlanan bir çalışmada gösterildiğini vurgulayan Prof. Zarifoğlu da, “Jama’nın yayınladığı araştırma da bunu doğruluyor, kronik olmayan migren hastalarında zaten botoks endikasyonu yoktur. Çünkü onlarda botoksa gerek yok, başka yollarla tedavi edilir” dedi.

Ayda 15 günden az ağrı çekenlerde botoksun olumlu bir etkisinin saptanamadığını belirten Zarifoğlu, “Kronik migrende koruyucu anlamda etkili bir tedavi yöntemidir. FDA ve Türkiye’de Sağlık Bakanlığı tarafından onaylanmış bir tedavi şeklidir” diye konuştu.

Prof. Dr. Mehmet Zarifoğlu, botulinum toksininin baştaki ince kaslar içerisine, 31 noktaya yapıldığını ve uygulamanın 3 ay aralıklarla tekrarlandığını söyledi.



İktiyozis Vulgaris hastalığı

06 Nisan 2012, 10:13

İktiyozis vulgaris genellikle balık derisi rahatsızlığı olarak da bilinen genetik bir rahatsızlıktır. Ölü deri hücreleri kalın ciltte birikir. Rahatsızlığın belirtileri bazı durumlarda doğumun hemen ardından gözlemlenebilir. Buna karşın genellikle ilk belirtiler çocukluk döneminde ortaya çıkar.

İktiyozis vulgaris hastalığının belirtileri hastalığın derecesine göre farklılık gösterebilir. Bununla birlikte genellikle belirtiler kuru ve pullu deri ve deride poligon şeklindeki ufak şekiller olarak karakterize edilir. Pullu deri genellikle dirsek ve alt bacak bölgesinde gözlemlenir.

İktiyozis vulgaris

İktiyozis vulgaris

Rahatsızlığın nedeni cildin üst katmanında aşırı ve kronik protein birikmesidir. Bu birikme vücudun yenilenme sürecinin yavaş işlemesi sonucu oluşur. Genetik olarak aile bireylerine geçen rahatsızlık gençlik döneminde kaybolmakla beraber daha sonra tekrar geri döner.

İktiyozis Vulgaris hastalığının bilinen bir tedavi yöntemi yoktur. Uygulana tedavi yöntemleri hastalığın belirtilerini en aza indirmeye yöneliktir. İktiyozis vulgaris tedavisi alfa hidroksi asitleri içeren kremleri ve A vitamini içeren ilaçları içerir.